Şiirler
MEVT ŞİİR
Siyahları savuran bir çocuk koşuyor, bak!
Medyada ucuza getiriyorlar yaşamayı,
Hayaller kırılıyor,
Tuz buz bir kan gölgesi,
Amonyak kokulu hastane koridorlarında bekleyişler.
Uzun yolculuklara çıkan,
Ve hallerinden karanlık sızan adamlara bak,
Hakikati ayrılık kadar münbit,
Bir hezeyana sığdırmışlar.
Kültürler inşa eden insanlara bak sonra,
Sonra “insan” inşa eden kültürlere.
Gece yarısı koşmuştum kendime yetişmek için,
Anlatırım bir ara, post-modern denemelerle.
Benden gök kubbe mesul artık,
Şanlı umursamazlık, büyük boşluk!
Bildirmeliyim ki, diriliş kaynıyor avuçlarımda,
Ve ben uzun uzun şiirler yazıyorum.
Silip atıyorum,
Kelimelerle anlatamayacak kadar yorgunum…
Societe languistik, dilin yokluğunu tahayyül etti ya hani,
İnsan da yok oldu böylece, biliyorum.
2015
*
DÜGÂH
Dügâh,
Ne vakit gönlümde havalandırsa güvercinleri,
Ne vakit yokluk alemini,
Hissetsem avuçlarımda,
Rüzgar fısıldar gurbetliği,
O dar sokakların,
Kömür kokan akşamlarında.
2015
*
DİRİLİŞ HARMONİSİ
Diriliyorum!
Her saniye yeniden,
Yıkarak içimdeki putları,
Var oluyorum!
Bir ipeksi fecr,
İniyor tam göğsüme.
Sesime yaratılış karışıyor...
Diriliyor!
İşte diriliyor,
Her zerremde gün doğumları.
Yeni umutlar topluyorum,
Gökyüzü kadar...
Her saniye içime,
Bir vehim dolar.
Yasak elmayı mı yedim?
Nedir içimdeki hengame,
Nedir bu şiddetli ses,
Nedir bu yakıcı nağme?
Ey varlık!
Ey yokluk!
Ey hiçlik!
Toplandınız bende renk renk,
Çoğaldı bir ahenk,
Benliğimin kıvrımlarında.
İşte ben,
Zamanın giriftliğinden,
Kendi içime düştüm.
Kendi ruhuma üşüştüm.
Sesim çağırdı beni,
Sesim yürüdü,
Sessizliğin damarlarında.
Benliğimin duvarlarında,
Beliren gün yanılsamaları.
Sanki kördüm,
Sanki kördüğüm,
Rahmete aç,
Ve heybemde ördüğüm günler...
Ölmeden önce,
Öldüğüm günleri sayma,
Masivadaki varlığımdan...
Ben kendi öz yangınımdan,
Dirilişi büyüttüm.
2015
*
ÇÖL ŞARKISI
Ademin elması kurumuş boğazımda,
Gözlerimde terleyen dünya.
Sonra kuyular yalnızlaşırcasına derin,
Nereye dönsek,
İbrahim suskun,
Hacer bedbin.
Yaşlı bir Bedevidir zaman,
Yokluğunu varlık bilen,
Şimdi karşılıyor bizi,
Ehlen ve sehlen...
Ehlen ve sehlen...
Biz o zamanlar öyle müsterih,
Sonsuzluğa meftun, dolaşırdık...
Rub-el Hali çölünde uçsuzluk sarhoşu,
Birer ehl-ül şidâd idik o zamanlar,
Hiç korkmadan yalnızlaşırdık.
2015
*
İÇİMDEKİ ÇİÇEĞİN ÖLÜMÜ
İçimde toprağa düşmüş,
Kırık bir çiçek yatar...
Sonra damarlarına suyu zerk olur yaşamın,
Var olmak isteyen bir ağıttır şimdi onda,
Kokusuyla ürperten bir aşk.
Kaçarım ondan,
İhtimaldir teslim olsam yaşayacağım,
İhtimaldir teslim olsam,
Bir kez daha doğacağım.
Onu yeniden soldurmak için, kaybolacağım.
Beton binalarla dolduracağım gözbebeklerimi,
Yağmurlarda ıslanmayacağım...
Şahdamarımda kıvranacak zaman,
Her atışı ölüme bürünecek,
Sıcacık kan dolaşırken içimde,
O çiçek terleyecek.
Çağır göz kamaştıran güzellik,
Çağır akşam gölgesi, sonsuzluk zarafetim,
Çağır beni, beyhude her şey,
Ve ben ölümle muzafferim.
2015
*
MANAYA DOKUNUŞ
Yağmur tutmuş bir vakit,
Öyle bir tedirginlikle,
Güneşin açmasını bekleyen,
Ve kendi karanlığında,
İçine yürüyen,
Bir seyyahtım ben.
Bir vehim doğurdu beni,
İçtim gölgeleri gözbebeklerimle,
Güneşi örseledim,
Yalancı aydınlıklar adına.
Sırrına ermek istedim ışığın,
Eremedim.
Ben hakikati,
Karanlıkta bekledim...
Karanlığım çoğalıyor,
Ruhumun kıvrımlarından dünyaya düşeceğim!
Tutunmalıyım...
Uyanmalıyım,
Ölmeden önce uyanmalıyım!
Yaşayarak öleceğim.
Şekilden soyunuyor dünyam,
Öyle bir sancı ki, arayıp da bulamadığım...
Damarlarımda kıpırdanan hilkat,
İçimde dağ başları birikiyor,
İçimde büsbütün tabiat.
Mana ki, bir sırat,
Kendimden geçeceğim.
Karanlığımdaki aydınlığa,
Yok olarak göçeceğim.
2015
*
ÇAĞRI
İnsanları çağırıyorum,
Gökyüzüne, toprağa, suskunluğa...
Yalnızlığa çağırıyorum sonra,
Gölgesi titrek gündüzlerden,
Karanlığı ürkek gecelere çağırıyorum.
Düşünmeye çağırıyorum insanları,
Ellerinde bahar sabahlarını taşıyan kadınları da,
Ve dudakları acı tütüne alışkın adamları da,
Berrak bir nehre benzeyen çocukları da çağırıyorum.
Çağırıyorum alnı çizgi çizgi olan,
Cümle yaşlıları da...
Diyorum ki, yalandan ibaret her şey,
Hakikatten, kendimiz kadar uzağız..
Ziyandayız... Ziyandayız...
Mezarlıklarda yankılanıyor sesim,
Büyüdükçe yankısı daha da büyüyor,
Beni yaşayan ölüler değil,
Ölüp de yaşayanlar anlıyor.
2015
*
AN VE ÖLÜM
Karanlıktır her şey ve kör bir rüya,
Işıktan yoksundur, içimde şehir,
Öyle bir ses ki şu başımda dünya
Henüz yazılmamış, eksik şiir.
Bir nefestir daha tütmez, bitiyor,
Günler ki bir hülya gibi geçiyor,
Ve büyüyor yokluk, sonsuz büyüyor,
An bâtın bir mana, ölümse zâhir.
2016
*
YOK OLANIN ŞARKISI
Hava,
Sonra su,
Ve elbet toprak,
Öyle bir öleceğim ki,
Yeniden doğarak!
Yeniden doğarak, hiç olacağım,
Varlığım, yok olmakla kanıtlanacak.
2016
*
ZÜHRE
Anla beni Zühre,
Gün dönümü ruhumda esaret,
Uyanan insanlar, telaşlanan şehir,
Bende ulvi acı,
Bende eşsiz rezalet.
Kıpırdanan tan yeri,
Huzursuz bir diriliştir şimdi aydınlığa düşen,
Şimdi aydınlığa düşen,
Yılgınlığı uyandırmaktır.
Ve ihtimal ki,
Bir gün daha,
Ölümü çağırmaktır.
Çiy damlaları, sabah ürpertisi,
Tenimde çoğalan insanlar,
Tenimde çoğalan şehir,
Yalnızlığın ta kendisi.
Sesleniyorum sana,
Harut ve Marut kanıma giriyor,
Ölüm kadar güzelleşiyor şimdi varlığın,
Öyle korkulu bir rüyaoluyorsun bana,
Öyle temkinli bir serzeniş.
Anla beni Zühre,
Gün dönümü, damarlarımda zehir oluyor,
Uyanıyor ya insanlar, uyanıyor ya tabiat,
Zaman beni boğuyor.
Anla beni Zühre,
Yanına al,
Yeryüzünde yaşamak,
Beni öldürüyor.
2016
*
HALLAC İÇİN ATILAN GÜLE ŞİİR
Sevgilim,
Dar ağacında Hallaca atılan,
Mahzun gülüm benim…
Bağdat sokaklarında,
“Elveda” diyen halkın,
Dudaklarından düşen,
Ve dehşetle,
Bir bıçak ıslığının,
Zamansız titreyişinden,
Bir çocuk ürperişinden,
Kan kokusundan mesela,
Yahut,
Asırlık duvarların devrilişinden,
Havada asılı kalan bir sesin,
Nihayetsiz direnişinden,
Bir kadın gülüşünden,
Bir adam dirilişinden,
Vâdedilmemiş toprakların,
Hürriyete uzanacak geçmişinden,
Sesleniyorum sana!
Sen süzülüp de,
Kızıllık katarken kızıllığına,
Ve yarasına dokunurken Hallacın,
Bir “ah” kutsiyetinden,
Sabır yollar mısın bana?
2018
*
UFKUMDA GÜNEŞ
Saymadım ey kalbim, kaçıncı hicran,
Ruhumda her saat gün batmaktadır,
Şu küskün göğsümün içinde duran,
Mahzun çiçeklerim de solmaktadır.
Usulca çekildi sarı perdeler,
Bomboş odalarda müphem gölgeler,
Bir zaman olanlar, şimdi nerdeler?
Her renk usul usul kaybolmaktadır
2020
*
TARİHİN AYNASINDAN YANSIYAN HAYAL BURSA
Tarihin aynasından yansıyan hayal Bursa…
Asırlar bu yansıda, bir an gibi bilinir,
Her mevsim bu şehirde, bir hatıra dirilir...
Gülümser dört bir yandan, çehresi Bey Osman’ın,
Edebali’den kalan tecellisi, irfanın...
Gördü de bir rüyayı, Gazi Orhan’ın fethi,
Bu fetihle bilindi, bir dağın hüviyeti…
O günü arzularmış kaç zamandır Uludağ!
Sanki ta ezelden yurt, nur beyazı bir otağ.
Nice destan vardır ki, şehitleri eder yâd,
Bursa’nın kalbindeyse bir şehit; Hünkâr Murâd…
Bir müjdeyle buluşmuş onda ezel ve ebet,
İşte Sultan Bâyezîd mirası Ulu mabet.
Bir ses ki, iplik iplik, eğrilir şadırvanda,
Erenlerin duası yankılanır her yanda.
Esrârıyla marûftur Hazret Somuncu Baba!
Kadim bir çınar Bursa, toprağıysa bir dua…
Hele Orhan Camii, gizin içinde bir giz,
O mübarek tohumun, çatladığı ilk filiz.
Yemyeşil bir efsunun aksi misali her renk,
Ahşap evlere konuk, hüzünle yüklü ahenk.
Bir ikindi güneşi süzülür Yer Kapı’dan,
O mahmur gölgelerin göğsünden geçer zaman.
Her köşenin başında kıyamda durur başlar,
Kim bilir ne söylerler, o mütevekkil taşlar.
Tophane meydanından görünür şehre; fakat,
Ölçmez bu güzelliğin müddetini o saat.
Çepeçevre bir huşu çarpar duvarlarında,
Sonsuz bir günün vehmi duyulur Kozahan'da...
Bir ipek böceğinin kozasındaki sırrı,
Bilip de örer iken, tefekkür dolu sabrı,
Malum olmuş ezelden Yeşil’in havasına,
Ve karışmış Çelebi Mehmed’in duasına.
Baksak Muradiye'de; ne şahane bir sanat!
Sükûtu kuşanmıştır, şanıyla bir saltanat.
Oğuzlardan bir timsal, münbit Kızık köyleri,
Anaların dilinden çağlayan türküleri,
Bölünmüş de düşmanın zulüm dolu sesiyle,
Cehennemden illetin, çetin hengâmesiyle…
Ay yüzlü şühedânın, yıldız yıldız süngüsü,
Milletin kürsüsünde, hüznün kara örtüsü,
Kaldırıp atmış onu, demiş: “Mutlak mukadder!”
Yürekte cesaretmiş, hürriyet denen cevher…
İmanıymış Bursa’dan, dört bir yana milletin,
En karanlık geceden, daha kara illetin,
Hayra gebe şerrini, bir hamlede dağıtmış,
Söküp hançer misali, kendi yurdundan atmış!
Kutlu ecdat zaferi, miras kılmış nesline,
Garip bülbül sesini, katmış ezan sesine…
Yansısın da tarihin aynasından bu şehir,
Tarih midir, ayna mı, yoksa şehir mi şiir?
Bilir hangisi şiir, bir kez gören Bursa’yı…
Seyreder imrenerek bu müthiş yansımayı…
Cümle âlem ah çekip, o hoş seyrine dursa,
Tarihin aynasından yansıyan hayal Bursa!
2021
*
MAHZUN KALMIŞ EVLER İÇİN
Mumun titrek alevi gözümü alıyordu,
Mahzun kalmış bu evin solgun duvarlarında,
Gölgelerse tedirgin, öylece duruyordu,
Cinler uyukluyordu perde kıvrımlarında.
Bu evin her odası aklımı içen kuyu
Hangi iğne diker ki, bölünen bir uykuyu.
2021
*
YARA, ANNE VE SABAH
Her insanın ömründe “yara” olan günler için…
1.
Bırak yaramı tanıyayım kanarken...
Anneme anlatayım onu kan yalazı ürpermelerle,
Geceleri muhalif şarkılar söyleyerek uyuyayım,
Ve mesut olayım,
Sabah köle olmaya giderken.
Bırak yaramı tanıyayım,
Kesilen eti, çetin emeği ve paslı demiri,
Tanıyayım...
Ve tanıyayım yaşamayı,
Ömür biterken.
Bırak yaramı tanıyayım,
Nazenin aynalarda çalkalansın yüzüm,
Sonra damlasın avuçlarıma,
Tedirgin, temkinli ve bahtsız olayım,
Yaramı tanıyayım,
İyileşirken.
2.
Yaram çiçeklenir,
Yolcuyumdur,
Başımda tüter,
Evimin hasreti,
Yaram çiçeklenir,
İyileşir, tazelenir,
Toprak yağmurda,
Kan damarda dirilir...
Yeni yaralar için gövdeme,
Yeni bıçaklar bilenir.
Yaram çiçeklenir,
Bir sabah selasında,
Aklıma annem gelir.
3.
ilk kanın toprağa damlaması ile başladı,
İlk hareket, ilk haset,
İlk nefret...
ilk kanın rengini aldı dalında kızaran elma,
ve ilk yaranın sızısına saklandı rahmet...
yaralananlar için,
affet.
4.
Hafifçe aralanmış,
Göğsünden yakut sızıyor,
İpince uzanmış...
Sarışın gençliğinden yara izleri,
İnce parmaklarında tütün kokusu kalmış...
İpince uzanmış,
Dudakları kavrulmuş,
Akşam kızıllığı sızmış kenarından...
Ey mahmuzlanan atların sürati,
Ey kubbelerde akseden selam,
Durduğu yerde menziline yaklaşan yolcu...
Ey kadranı kaypak saat!
Yas tutarsanız yaralanıp ölenlere,
Ah ederseniz ardından ölümlerin,
Dirilmek nerelerde gizlenir, öğrenirseniz eğer,
Bilin ki, ipince uzananlar,
Yaralarıyla mesuttur...
5.
Gece, bıçkın bir bıçak gibi,
İncecik, dikiş tutmaz bir bıçak üstelik,
Çekiliyor dolgun beyaz sabahtan,
Kan uyanıyor,
Uyanıyor sızı...
Kimseler bilmez,
Sabah ile "bir" olan yaramızı.
2022
*
BULAMAYANLAR İÇİN
Sırtımızı hangi köşe başına teslim edip de bir parça soluklansak?
Hangi ahşap konağın asırlık kapısını dayanıp da, ağlayıp, sızlasak?
Hangi ak mermerin mor damarlarında
Ebediyete sırlanmış o rüyayı duyumsasak?
Bizi hakiki yaşam kabul eder mi?
Saat sabaha karşı beş dolaylarında eski bir rüyayı gerçek kılmak için uyanacaktım.
Ak bir mermerin atan nabzını parmak uçlarımda duyacaktım.
Sonra kara köpeklerin arasından,
Sabahın ilk aydınlığını kuşanmış bir vaziyette,
Nemli gözlerim ve titreyen göğsümle geçecektim.
Kendimi etin sıcaklığından kurtarıp,
İçimin azabına yolcu edecektim.
Belki az sonra ölecektim.
Ufuklar göz bebeklerimi çalacaklardı.
Arzın merkezine götüreceklerdi.
Orada ruhumu tartacaklardı.
Bakır şamdanlar içinde büyükçe,
Kahverengi iki mum;
Yanmayan, sönmeyen, erimeyen iki mum göreceklerdi ruhumu tarttıklarında.
Yumuşak, ipekten daha yumuşak yerlerde arınması gereken alnımın,
Azotlu rüzgarlarda kirlendiğini, kuruduğunu, ufalanmak üzere olduğunu göreceklerdi mesela.
Baldırlarım kan kesilecek, gövdem paramparça olacak,
Sesim, -ki bir zamanlar bir fısıltı iken ne çok söyleyen sesim-
Usulca sönecekti…
Ben bir hayal olacaktım.
Bir hayal ben olacaktı.
Ak mermerler parçalanıp ufalanacaktı.
Anneme koşacak, onun ak saçlarından merhamet,
Bükülmüş belinden mukavemet,
İhtiyar sesinden nedâmet isteyecektim.
Bulamayacaktım.
2022
*
BİR MABEDİN KAPISINDA SÖYLENEN ŞİİR
Gözlerime inen perdeyi çekemem,
Kalbimi sarıp sarmalayıp,
Bilinmezlerin dehşetli korkularıyla,
Geleceğe taşır bilmecem.
Gövdemden süzülür gün...
Beni bir mabedin kapısında,
İçimde, vaki olması müddetli bir teslimiyete mahcup kılarak,
Zaruri bir istikamet tayin etmeye mecbur bir halde,
Çaresizce,
Öylece bırakıp gider mi kader?
Oysa benim gövdem kanla dolmuştur.
Kan gövdeyi, gövde yokluğu götürmüştür.
Ben mabedin kapısında öylece durmuşumdur.
Geçmiş ölümlerimi saymışımdır.
İnce çiçeklerle bezenmiş bir mazi hasretiyle,
Aydınlık koridorlara inanarak yürümek istemişimdir...
Kendimi bu mabedin kapısında bulmuşumdur.
Nerede o tertemiz ellerim?
Nerede gittiği yeri bilen ayaklarım?
Nerede huzurlu gecelerim,
Ve bir anne nefesinde ürperen uykularım?
Benim böylece kalakaldığım mabedin kapısı,
Yağmur yurdudur da, yurdudur…
Biçimsiz, tekinsiz, bilinmez,
Yorgun gölgelerle doludur.
2022
*
NEDÂMET
Çehrelerinden, baldıran, dışkı, kan ve çiçek akan insanlar.
Bir manzara önünden bin manzaraya,
Şaşkın gözlerle bakan insanlar.
Karanlık kuytuların ıssızlığında çarpan kalpleri,
Soğuk, alacalı ve rutubetli duvarlara kazınmış,
Geçmiş nesillerin,
Bizlere vaatleri...
Kan kusar, kızıllanır,
Çamurlarına bulanır sapa yolların,
Yaşamdan ölüme giden, erken vakitlerinde,
Dizlerinde yoksulluk kıpırtıları,
Göğüslerinde nedameti eski günahların.
2023
*
USLANMAZ GÖNLÜM
Eser dururum ben bahtın yeliyle,
Şu fani ömrümden, bilsem ne kaldı.
Nankör gönlüm ise kendi eliyle,
Yine beyhude bir hayale daldı.
Mesuttum bir zaman hayaller ile,
Yanmazdı bende kor, düşmezdi dile,
Şimdi bu yangını da bile bile,
Şu uslanmaz gönlüm yine aldandı.
2023
*
VAAT
Maziden bir vakittir, hatırasına tutunduğum,
Sen yine bekle beni, muhakkak döneceğim.
Taze bir umuttur hep, kendimi bulduğum,
Kendi sesimle adını söyleyeceğim.
Adını söyleyeceğim ve tutaşacak ahenk,
Öyle bir ahenk ki adın, o eski suallere denk,
Öyle mahzun bakma ben gelene dek,
Gözlerindeki renklerle sonsuzluk çizeceğim.
2023
*
SEVDANIN MABEDİNDE
Sanki çocukluğumda, yastığımda bir âlem,
Bir rüyanın sesidir, şu sesinden duyduğum,
O demler ben bîhaber, bilmezdim gam ve elem,
Şimdi aynı uykudur, seninle uyuduğum.
İçimdeki tabiat yağmurunla dirildi,
Bir bilinmez efsundu; ya bir müphem hayaldi,
Cevabı senden menkul, çözülmez bir sualdi,
Gecelerce hayretle gönül açıp sorduğum.
Gözlerin yıldız yıldız, saçlarında letâfet,
Sen şu meftun halimi, kendi çehrenden seyret,
İsmini zikretsem de, bende asıl ibadet,
Sevdanın mabedinde, huzuruna durduğum.
Ruhum benim, raptolmuş ezelden ruhuna,
Bir ilaç olmuş sanki, zerkolmuş damarına,
El çekip de her şeyden, bir güzelin yoluna,
Görülmemiştir ki hiç, şu canımı koyduğum.
Çokluğun suretine mecburen bürünsek de,
Sen başka, ben bir başka, öylece görünsek de,
Her şeyden gizlenip de, tezahür eden sende,
Sanki bende bir bendir, arayıp da bulduğum.
2025
*
ÖLÜMÜN ŞİİRİNDE
Sedeften bir nakıştır, her faninin teninde,
Açılır, yapraklanır; kanar orta yerinde,
Bir maraz mıdır yoksa, cümle derde derman mı?
Kaybedip de bulunan, ölümün şiirinde.
2025
*
I.
Bir şiir tasarlıyorum, şöyle uzun, huzursuz, öfkeli ve yalnız bir şiir,
Benden geriye kalan her şeyin adıyla başlayacağım ona,
Taş duvarlar görüyorum, yarısına kadar yükseliyor önünde eski mezarlığın,
Talih mi gizleniyor ardında?
Talihi düşman belleyip,
Bir taş atacağım ona.
II.
Beni sorarsanız, yetimiyim eski sokakların,
Aynı uhrevi acıyı arıyorum kapı kapı,
Gölgeler mi renklenmiş, nasıl olmuş?
"Kimi atlas libas giymiş,
Şükür bize aba düşmüş."
Yıktıkça, ellerimle yükseltmeye mecbur kaldığım hayat!
Çamur, yosun ve kokusuz bir toprağı andıran yüzüm,
Hangi kutsal çilenin terkibinden damlayan ecza kurumuş tenimde,
Hangi rutubetli kuyuda uyumuşum en tatlı uykularımı?
Kemiklerimde kıpırdanan ateş,
Kaç yıllık mesafeyi kat etmeye mahkumum?
Yorgunum,
Kaç yıllık yoldan geliyorum?
III.
Her sabah, geceyi soyunup,
Güneşi giyinen, ihtiyar sırtı dünyanın,
Yılmayacak mı bir gün bu uğraştan?
Tersten giymeyecek mi beyhude telâşlar tanrısının,
Buyruğu efil efil kumaştan mamûl,
Şatafatlı gömleğini?
Yere çalacağım ne varsa,
Tükeniyor madem bizi doğrultan sır,
Madem iç içe düğümleniyor kalbimizdeki ilmek,
Eskisi gibi olmayan her şeye,
Taze bir serzenişten başka ne yaraşır?
Eğri gövdesi,
Yeryüzünü, görmeyen gözlerinden şikayetçi,
Birkaç defa temkinle yoklayarak adımlayan,
Mazlum anaların hatrına,
İhtiyar dünyanın,
Şatafatlı gömleğini buruşturacağım avuçlarımda,
Bana bu düşer,
Bana bu düşer,
Tereddütsüz ve sualsiz başımı teslim etmek kutsal isyana!
Yok olanlardan biri olmak,
Ve sonra, bir ağaç altında medfun,
Dinlemek şenliğini üzerimde tazelenen devranın.
Erişemediklerimden menkul,
Yaşayamadıklarımdan mahcup çıkmayacağım karşısına onun,
Erişemedimse ondan,
Yaşayamadımsa, neden şöyle köşede kalmış bir taş gibi?
Yolbaşçısı olacağım kendi ihanetimin!
Dikerek sancağını umursamazlığımın,
Şehirlerin ortasına.
Eski bir huzuru arıyorum,
Pencerelerden, taş duvarların çevrelediği eski mezarlığa bakan çocuk gözlerim,
Mermer ve kar,
Allah ve ağıt,
Kalem ve kağıt,
Eski bir şiiri,
Yeniden yazmak istiyorum.
2026